Batı Trakya Türk Cumhuriyeti 107 Yaşında

Batı Trakya Türk Cumhuriyeti 107 Yaşında

Rumeli Türk Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı Av. Necmettin Hüseyin tarihte ilk Türk Cumhuriyeti olan Batı Trakya Türk Cumhuriyetinin kuruluşunun 107. Yılında  bir kutlama mesajı yayınladı. Mesajda yer verilen açıklamaların da Yunan yönetimine seslenerek “Başta Yunan hükümetinin başı Sayın Miçotakis olmak üzere Türk-Yunan ilişkilerini gererek bölgede yaratılan atmosferin sorumluları bilmelidir ki, bu coğrafyada beraber yaşamak zorunda olan tarafların gireceği düşmanca bir mücadelede tüm bölgenin zararlı çıkacağıdır. Diplomasi kanallarını tıkayanlar, diyalog yerine oldu-bitti ile hareket edenlerin ellerine geçebilecek herhangi somut bir kazanım olmayacaktır.” dedi.

Genel Başkan Av.Necmettin Hüseyin; “ 31 Ağustos 1913’te kurulan tarihteki ilk Türk Cumhuriyetinin kuruluşunun 107. Yılında, Batı Trakya Türk Cumhuriyetinin kurucularının torunları olarak, kahraman dedelerimizi ve o günleri tarihte bir realite olarak anarken, tarihteki ilk Türk Cumhuriyetinin bugün yaşadığımız Batı Trakya’da kurulmasının bir kez daha onur ve şerefini yaşıyoruz Bilindiği gibi tarihte kurulan ilk Türk Cumhuriyeti’nin 107, Balkanlardaki Türk varlığının 664. yılında; Batı Trakya Türk Cumhuriyeti, 31 Ağustos 1913’te Meriç ve Karasu nehirleri arasında kalan bugünkü Gümülcine, İskeçe ve Dedeağaç illerini kapsayan Batı Trakya ve bugünkü güney Bulgaristan’daki Kırcaali en kuzeyde kalacak şekilde, batıda Paşmaklı ve doğuda Ortaköy’den Yunanistan sınırına kadar olan bölgeyi içine alacak şekilde kurulmuştur.

Tarihte ilk Türk Cumhuriyeti olma özelliği taşıyan devletin kendi ordusu, bayrağı, pulu olmuştur. Bayrağı siyah, yeşil ve beyaz renkler üzerinde hilal ve 3 yıldızdan oluşur. 56 gün süren devlet Yunanistan’ın da desteğiyle kurulmuştur. Nitekim, devlete son verildikten sonra, Osmanlı Devletiyle Bulgaristan arasında 29 Ekim 1913’te İstanbul Antlaşmasının imzalanmasıyla Batı Trakya Bulgaristan’a bırakılırken, Yunan Devleti Batı Trakya Türklerine Karşı Olan Sorumluluklarını 14 Kasım 1913’te Osmanlı Devletiyle imzaladığı Atina Antlaşmasıyla taahhüt altına almıştır. Böylece, Yunanistan’da yaşayan Batı Trakya Türkleri Helen kökenli Yunan vatandaşlarıyla sosyal, kültürel, ekonomik ve dini özgürlükler açısından eşit statüye sahip olmuştur. Dilimizin de Türkçe olduğu teyit edilmiştir.

Atina Antlaşmasıyla taahhüt altına alınan haklarımızın devamında Lozan Antlaşması ile Batı Trakya’da yaşayan Batı Trakya Türk azınlığın azınlık hakları bakımından bir kez daha güvence altına alındığı görülmektedir.

Batı Trakya Türk Cumhuriyetinin kurucularının torunları olarak, kahraman dedelerimizi ve o günleri tarihte bir realite olarak anarken, tarihteki ilk Türk Cumhuriyetinin bugün yaşadığımız Batı Trakya’da kurulduğunu bir kez daha onurla vurgulamak isteriz. Batı Trakya’daki bugünkü Türk ve Müslüman kimliğimiz inkar edilemez bir gerçektir.

Israrla her defasında hatırlatıyoruz, 1913 Atina Antlaşması ve 1923 Lozan Antlaşmasında, Batı Trakya Türkleriyle ilgili maddeler, Yunan devletinin yerine getirmesi gereken açık yükümlülükleridir. Yunan idaresinin imzacı devletlerden çok, bugün aynı zamanda AB vatandaşı olan kendi vatandaşlarına karşı yerine getirilmesi zorunlu olan yükümlülükleri görmezden gelmesi de mümkün değildir.  Hiçbir baskı ve zulüm rejiminin sürdürülebilir ve kalıcı olmadığı tarihte somut vakalarla ortadadır. İnkara dayalı politikaların da başarılı olma şansının olmadığını, tarih çöplüğüne atılan politikacıların kendi hayalleri olan bu yaklaşımların lanetlendiğini izlemekten başka yapacak bir şeylerinin de olmayacağı aşikardır.

Mazisinde şanlı zaferlerle dolu Türk milletinin sabrının test edildiği günlerde Batı Trakya Türklerinin Yunanistan’a emanet edildiği dönem sonrasındaki haksız uygulamalarla tavan yaparak yaşanmaya devam eden hak gaspları sık sık gündeme gelmeye başladı. Kendini bilmez idarecilerin acımasızca ırkçı duygularla yaklaştıkları azınlık insanın da sabrı da test edilmektedir. Yunanlı yöneticilerin Türk kimliğinin yok etme ve vazgeçmedikleri asimilasyon hevesi üzerinden halen derneklerimizin tabelalarını  asmamaları bir hukuk garabetidir. Diğer taraftan 8 okulumuzu kapatmaları, çift dilde anaokuluna engel olmaları ile son yıllarda eritilen ve unutturulmaya çalışılan Eğitim özerkliğine saldırıdır. Yine yasal düzenlemelerle Hukuki özerklik alanında topluma ayar verilmeye çalışılması, müftülük makamının gaspı, vakıfların talanı ile birlikte dini alana müdahale ile ilgili düzenlemelerle yok sayılmaya çalışılan Dini özerklik bu toplumun, azınlığımızın vazgeçilmezleridir.

Başta Yunan hükümetinin başı Sayın Miçotakis olmak üzere Türk-Yunan ilişkilerini gererek bölgede yaratılan atmosferin sorumluları bilmelidir ki, bu coğrafyada beraber yaşamak zorunda olan tarafların gireceği düşmanca bir mücadelede tüm bölgenin zararlı çıkacağıdır. Diplomasi kanallarını tıkayanlar, diyalog yerine oldu-bitti ile hareket edenlerin ellerine geçebilecek herhangi somut bir kazanım olmayacaktır.

İki ülke arasında mevcut sorunları çözümü sağlanmalıdır. Kronik sorunlara Akdeniz’de bir yenisinin eklenmesi diğer sorunları çözmediği gibi daha ağır ve çözümden uzak hale getirmektedir. Doğu Akdeniz, Ege ve Kıbrıs sorunu gerçekçi zeminde konuşulmalıdır. Bizler her seferinde diyoruz bu konulardan bağımsız olarak Batı Trakya Türklerinin milli – manevi değerleriyle uğraşmadan, bu değerlerimizden taviz vermemizi beklemeden, gasp edilen tüm haklarını derhal iade ederek Batı Trakya Türklerine insan muamelesi yapın.

107 yıl önce tarihte kurulan ilk Türk Cumhuriyeti’ni kurmanın onurunu yaşayanların torunları, bugün de Batı Trakya Türk Azınlığı mensubu birer ferdi olarak uluslararası güvence ile garantör ülkelerin tescil ettiği legal, haklı ve insan hakları çerçevesindeki mücadelemizin devam edeceğini, bir kez daha Rumeli Camiası olarak kamuoyunun bilgisine sunarız.” dedi.

Bu gönderiyi paylaş